“Akdeniz’de Yaşananlar Yanlış Yorumlanıyor” Analiz
Bo PERSSON Umea Universitet

SURİYE DEĞİL ENERJİ SAVAŞI

“Akdeniz’de Yaşananlar Yanlış Yorumlanıyor”

Doğu Akdeniz enerji kaynakları yeniden gündeme geliyor. Söz konusu kaynakların üretim ve sondaj çalışmalarının yanı sıra transferi konusunda da anlaşmazlıklar sürüyor. Yaşanan anlaşmazlıkların temelinde ise “Münhasır Ekonomik Bölge” (MEB) olarak tanımlanan sınırların kesişmesi yatıyor. Bölgede çok sayıda ihtilaflı parsel bulunurken, bu alanların uluslararası hukuk kriterlerine göre devletlerin kendi aralarında yapacakları anlaşmalar neticesinde belirlenmesi gerekiyor.

Coğrafyadaki enerji kaynakları üzerinde Mısır, Lübnan, Suriye, İsrail, Filistin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve dolayısıyla Türkiye hak sahibi. Bu kadar çok kesimin menfaatlerinin aynı coğrafyada çakışması, ister istemez birtakım anlaşmazlıkları da beraberinde getiriyor. İhtilaflı MEB’ler üzerinden baş gösteren çekişmeler, bölgenin siyasi anlamda hassas olan dengelerini bozmakla beraber, bahsi geçen enerji kaynaklarının ekonomiye kazandırılmasını da engelliyor.

Aslında Küresel enerji piyasaları açısından son derece kritik bir konumda olan Doğu Akdeniz kaynakları, özellikle AB ülkelerinin ekonomik istikrarının devam etmesinde stratejik bir öneme sahip. Yıllık ortalama 450 milyar metreküp doğalgaz talebi olan Avrupa’nın enerji arz güvenliğini sağlaması bakımından, Doğu Akdeniz alternatif bir güzergâh olarak dikkat çekiyor. Söz konusu talebin en az maliyetle ve en güvenilir şekilde karşılanması için çalışmalar devam ediyor.

Mesela çok net hatırlıyoruz ki; bu çerçevede üç farklı rota gündeme geldi: Bunlardan ilki, Doğu Akdeniz’de çıkarılan kaynakların boru hattı projeleriyle Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması. İkincisi, Mısır’da bulunan LNG tesisleriyle sıvılaştırılan doğalgazın piyasaya sunulması. Üçüncü ve son seçenek ise doğalgazın East-Med doğalgaz boru hattı projesiyle Yunanistan üzerinden Avrupa kıtasına taşınması. Tüm bu projeler içinde -siyasi faktörler bir kenara bırakıldığında- en makul olanı, söz konusu kaynakların Türkiye üzerinden transfer edilmesi.

Bölgesindeki siyasi ve askeri çatışmaların bir an evvel bitmesi için Türkiye yoğun bir mesai yürütüyor. Bölgede sağlanacak barış ve güven ortamı sayesinde enerji transferi alanındaki stratejik konumunu avantaja çevirmek isteyen Türkiye, öncelikli olarak Suriye sorununa eğiliyor. Türkiye’nin Astana, Soçi, Ankara ve Tahran zirvelerindeki tutumu bu bakımdan dikkat çekiyor.

 

Söz konusu savaş, bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillenmesinde ve global rekabetin dönüşüme uğramasında etkili oldu. 2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaş, bölgede bulunan diğer ülkeleri de etkiliyor. Suriye enerji alanında da Doğu Akdeniz’de bulunan kaynaklar üzerinde hem bölgesel hem de küresel çekişmelerin kesişme noktalarından biri konumunda. Bir taraftan Rusya ve İran’ın Suriye üzerindeki etkinliklerini artırarak Doğu Akdeniz’deki varlıklarını sürdürme gayreti, diğer taraftan ABD’nin bölgedeki tutumu, küresel güçleri bu coğrafyada karşı karşıya getiriyor.

Yine Suriye’de devam eden iç savaş nedeniyle, Doğu Akdeniz enerji kaynaklarıyla ilgili konuşulurken bu ülkenin adının fazla geçmediği görülüyor. Ancak bu süreç içinde Suriye petrol ve doğalgaz aramalarına devam ediyordu. 2013 yılında Rus Soyuzneftgaz şirketi ile Suriye Petrol ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı arasında imzalanan anlaşma neticesinde, bu bölgede petrol ve doğalgaz arama çalışmaları başlatılmıştı. Sonrasında malum güvenlik sorunlarından dolayı sekteye uğrayan söz konusu faaliyetlerin, bölgede süregelen güvensizlik ortamının sona ermesi ve istikrarın yeniden sağlanmasıyla devam edeceği öngörülüyor. Rusya söz konusu faaliyetlerle Suriye’ye sadece ekonomik değil, aynı zamanda stratejik olarak da konuşlanmak istiyor.

Herkesin gözünün çevrildiği Doğu Akdeniz’deki enerji oyununu başından beri yakından takip eden ABD ise bölgedeki enerji kaynaklarını kontrolü altına almak adına faaliyetlerini sürdürüyor. Bölgenin enerji hatları açısından taşıyacağı merkezi konumun farkında olan ABD, küresel enerji piyasalarındaki parametreleri kendi menfaatine göre şekillendirmeyi amaçlıyor.

ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi verilerine göre Levant adı verilen ve Suriye kıyılarını da içinde barındıran havzada yaklaşık 3,5 trilyon metreküp doğalgaz ile 1,7 milyar varil petrol rezervi bulunuyor. Bu rakamlar ekonomik olarak değerlendirildiğinde trilyonlarca dolar ediyor. Hal böyleyken, bölgede yaşanan gelişmelerin en önemli nedenlerinden birinin söz konusu enerji potansiyeli olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Suriye merkezi hükümeti iç savaşın başlamasının ardından elinde bulundurduğu üretim alanlarını kaybetti. Şam yönetiminin kontrolünü kaybettiği bölgeler incelendiğinde ise bunların özellikle petrol ve doğalgaz üretimi yapılan alanlar olduğu görülüyor.

 

Enerji kaynak alanlarının büyük çoğunluğu PYD gibi terör örgütlerinin elinde bulunuyor. Dolayısıyla bölgede hakimiyet alanını genişletmek isteyen ABD, bu terör gruplarını açık veya örtülü bir biçimde destekliyor. Türkiye’yi önemli ölçüde ilgilendiren bu konu ise hem bir güvenlik meselesi hem de bölgenin geleceği açısından önem taşıyor.

Türkiye ise enerjide merkez ülke olma hedefinin Doğu Akdeniz’deki kaynaklarla destekleneceğinin farkında. Azeri ve Rus gazını küresel piyasalara taşıma konusunda çalışmaların devam ettiği bir ortamda, Doğu Akdeniz’deki meselelerin çözüme kavuşturularak burada bulunan enerji kaynaklarının da Türkiye üzerinden Avrupa’ya transferi, Türkiye’nin var olan konumunu güçlendirecektir.

Türkiye son dönemde gerek İran gerekse Rusya ile bölgede güvenliğin yeniden tesis edilmesi üzerine çalışıyor. Diğer taraftan, Türkiye’nin bölgedeki dengeleri gözeten bu hamlesi ABD’yi rahatsız ediyor. GKRY ve İsrail’i yanına çeken ABD ise Türkiye’yi bölgede yalnızlaştırma politikası güdüyor. ABD bölge üzerindeki ekonomik ve siyasi baskısını rakiplerinin gücünü azaltmak üzerine inşa ediyor.

Kasım ayında İran’a uygulanması planlanan ambargoyla, Türkiye’nin bu ülkeyle var olan petrol ve doğalgaz ticareti baltalanmak isteniyor. Buna karşılık, Dış İşleri Bakanı’nın ve ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söz konusu yaptırımlara uymama yönündeki açıklamaları dikkat çekiyor.

Enerji hep önemli oldu insanoğlu için. Bundan sonra da önemli olacak belli ki.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler