AFRİKA’DA KABİLE ŞAVAŞLARI YENİDEN Mİ? Analiz
İbrahim MULUSHEVA İbni Haldun Üniversitesi

AFRİKA’DA KABİLE ŞAVAŞLARI YENİDEN Mİ?

Dünyanın sömürülmeye en uygun toprağının Afrika olduğu konusunda nereeyse herkes hemfikirdir. Peki bu sömürü sadece işgalle mi olur? Mesela kardeş kavgasının şişirildiği bu topraklar, güya kavgayı ayırmaya gelen ancak amacı ayırmaya geldiği kişilerin cebindeki cüzdan olan hırsız yok mudur küresel ilişkilerde?

Bundan yaklaşık 3 ay önce yani Mayıs ayında, cumhurbaşkanının görev süresinin 5 yıldan 7 yıla çıkarılmasını öngören anayasa değişikliği taslağının halk tarafından kabul edilmesi sonrasında çıkan olaylarda 46 kişinin hayatını kaybettiği Burundi, Hutular ile Tutsiler arasında yeni bir etnik gerginliğin kıskacında. 1990’lı yıllarda Ruanda’da gerçekleşen ve bir milyona yakın kişinin hayatını kaybettiği katliamın tekerrür etme ihtimali, gözlerin şimdi de Burundi’ye çevrilmesine neden oldu.

Kim daha ne görür bilinmez? Etnik ve dini olarak homojen bir yapıya sahip olmayan Burundi’de üç etnik unsur varlığını sürdürüyor: Hutular, Tutsiler ve Twalar. Nüfusun yüzde 85’ini oluşturan ve ülke içerisinde baskın ağırlığa sahip etnik kimlik olan Hutuları, nüfusun yaklaşık yüzde 14’ünü oluşturan Tutsiler takip ediyor. Ülkedeki üçüncü etnik çoğunluk olan Twaların nüfusa oranı ise yaklaşık yüzde 1. Hutular ile Tutsiler arasındaki nüfuz mücadelesi, geçmişte olduğu gibi günümüzde de ülkenin istikrarını derinden etkileyebilme potansiyeline sahip.

Ülkedeki vatandaşların dini yönelimlerinde de etnik kimliklerin kompozisyonu ile benzer bir durum söz konusu. Nüfusun yüzde 80’inden fazlasının Hristiyan olduğu Burundi’de, Müslümanların oranı çeşitli kaynaklarda yüzde 10 ile yüzde 15 arasında değişiyor.

Ülke siyasetinde zaman zaman nükseden istikrarsızlığın ve Hutular ile Tutsiler arasındaki gerginliklerin kökeni, aynen Ruanda’da olduğu gibi, Belçika’nın Burundi’yi işgal edip burada bir sömürge yönetimi kurduğu döneme kadar uzanıyor. Bu dönemde Belçikalılar, orduda ve bürokraside kritik yerlere, ülkede çoğunluğu oluşturan Hutu kökenlilerden ziyade, azınlık durumunda olan Tutsileri yerleştirmişti.

Sömürge yönetiminin egemen olduğu zaman diliminden önce, bir arada ve huzur içerisinde yaşayan Hutular ile Tutsiler arasındaki farklılıkların körüklenmesi sonrasında, iki etnik grup arasında sonu iç savaş atmosferine kadar varan gerginlikler ortaya çıktı.

Belçika’nın güdümünde, azınlığın çoğunluğa tahakküm ettiği bu durum, 1993 yılında yapılan seçimlerl sona erdi. Sayısal üstünlüklerini avantaja dönüştüren Hutuların adayının seçimi kazanmasıyla, nispeten değişen siyasi atmosfer, seçimlerden yaklaşık 100 gün sonra devlet başkanı Ndadaye Melchior’un suikasta uğraması ile yaklaşık 7 yıl sürecek bir iç savaşa çevrildi.

Çoğunlukta bulunan Hutular ile azınlık durumunda olan Tutsiler arasındaki bahse konu olan iç savaş, Güney Afrika’nın bir dönem son derece popüler olan devlet başkanı Nelson Mandela’nın arabuluculuğu ile 2000 yılında komşu ülke Tanzanya’da imzalanan Aruşa Barış Anlaşması’nın imzalanması ile barışa evrildi.

Darbe girişimi, devlet başkanı ve ona bağlı askerler tarafından güçlükle de olsa bastırıldı. Bu girişimde rolü olduğu düşünülen birçok kimse tutuklandı, çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı. Oluşan iç savaş ortamında yüzlerce kişi öldü, yaklaşık üç yüz bin kişi başta Ruanda olmak üzere komşu ülkelere iltica etti. Ülkesine sığınanları, Ruanda’nın iade etmemesi, bu iki ülke arasında yeni bir krizin başlamasına sebep oldu.

Daha önce Burundi Cumhurbaşkanına suikast teşebbüsünde bulunan Tutsilerin, Ruanda’dan geldiği iddiaları ve çeşitli siyasi nedenlerden dolayı gerginlikler mevcuttu. Diğer yandan muhaliflerin Ruanda’ya sığınması ise Tutsilerin bölgede Burundi ve Ruanda’nın tamamını, Uganda, Kenya ve Tanzanya’nın ise bir kısmını içerisine alan büyük Hima İmparatorluğu’nu kurma hayali nedeniyle, yıllarca Tutsiler tarafından yönetilen Hutuların endişesine sebep oldu. Bu nedenle 2015 yılında gerçekleştirilen darbe girişiminin ardından, Aruşa Barış Anlaşması gevşetilerek muhalif konumunda olan Tutsiler, nispeten daha pasif görevlere kaydırıldı.

Çalışmalar, Avrupa Birliği’nin çeşitli organları tarafından insan haklarının ve iki etnik grup arasında imza edilen barış anlaşmasının ihlali olarak değerlendirilerek, eleştirildi. Eleştiriler, Burundi’ye yönelik olarak çeşitli siyasi ve ekonomik baskıları da beraberinde getirdi. Burundi’nin bilhassa Fransa ve Belçika ile olan ikili ilişkilerini olumsuz etkileyen bu durum, Avrupa devletleri tarafından ülkenin içişlerine müdahale için araçsallaştırılmakta.

Afrika’da Müslümanların durumu hep incelenmeye muhtaç olmuş. Yine öyle. Maalesef İslam Dünyası içerisindeki büyük otorite boşluğu bize farklı konularda fikirler veriyor.

Olan biteni iki farklı etnik grup arasındaki tehlikeli bir güç mücadelesi olarak yorumlayan Burundi’deki Müslüman nüfus, gerginlikten uzak duruyor. Ülkedeki Müslümanların büyük bir kısmı Hutu etnik kimliğine sahip olmakla beraber, Tutsi veya Kongo kökenli Müslümanlarında da bulunduğu Burundi’de, Belçika’ya karşı verilen bağımsızlık mücadelesinde Müslüman entelektüeller oldukça etkileyici ve birleştirici bir rol üstlenmişlerdi.

Bağımsızlık hareketinin ana merkezinin bulunduğu büronun, nüfusun ağırlıklı olarak Müslüman olduğu bir (yüzde 90 oranında) bölgede açılması, bu durumun en net örneklerinden. Ne var ki ülkedeki Müslümanların gerginliklerden uzak duran ve bütünleştirici yaklaşımına karşılık, tansiyonun yükseldiği anlarda Müslüman vatandaşlar da, etnik kimlikleri nedeniyle açık hedef haline gelmekten kurtulamıyorlar.

2016 yılı verilerine göre, ülkede gayri safi yurt içi hâsıla 3,1 milyar dolar olarak gerçekleşirken, kişi başına düşen GSYİH 277 dolar. 2000’li yılların ilk 20 yılı geride kalmak üzereyken, Burundi ekonomik ve siyasi istikrarsızlıklarla bir süre daha boğuşmak zorunda kalacak gibi görünüyor.. Zira mevcut devlet başkanının 2015’te üçüncü dönem cumhurbaşkanlığı yapmak için bir kez daha aday olmasını tasvip etmeyen AB Komisyonu’nun, ülkeye yaptığı yardımları yarı yarıya azaltmasından ötürü, ülke ekonomik sıkıntı çekiyor.

Bir Afrikalı olarak Türkiye’deki zor durumları da göz önünde tuttuğumu belirtiyor ve Kara Kıta için dualarınızı eksik etmemenizi rica ediyorum. Ama dua ederken somut adım atmamız gerektiğini de hiç çıkarmıyorum aklımdan.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler