ABD-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNDE KIRILAN DÖKÜLEN NOKTALAR Analiz
Denise LUCY KALİFORNİYA DOMİNİK ÜNİVERSİTESİ

ABD-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNDE KIRILAN DÖKÜLEN NOKTALAR

Her iki ülkenin de birbirine ‘müttefik’ dediği, aslında sıkı bir rakip hatta yer yer ‘dövüşen arkadaş’ı andıran ABD ve Türkiye kritik bir sürece girdi. Türkiye’nin yeni dönemde daha gür çıkan sesi, eskiden beri dominant karakterini kabul ettirdiği için rahat olan ABD’yi biraz kızdırdı.

Durum artık daha tuhaf şekillere gebe. Bu çok belli.

Mesela Türk-Amerikan ilişkilerinde bir süredir var olan çatlak, rahip Andrew Brunson krizine Washington yönetiminin verdiği karşılık nedeniyle daha da derinleşti. Amerikan yönetiminin iki Türk bakanın ABD’de olmayan mal varlıklarını dondurduğuna yönelik sembolik kararına Türk tarafının verdiği misilleme cevapla birlikte taraflar arasındaki gerilim, en üst seviyeye ulaşmış oldu.

Yeni seçimlerle ABD’ye muhatabının kendisi olduğunu bir kez daha hatırlatan Erdoğan’ın krizin seyrinde aldığı pozisyonun tonu, iki ülke arasındaki diplomatik temasların krizin en hararetli noktasında devam etmesi, Amerikan Başkanı Trump’ın tırmandırma siyasetinden vazgeçmesi ve en nihayetinde bir Türk heyetinin krizi aşmak için Washington’da yaptığı temaslar, Brunson meselesinin aşılması noktasında iki tarafta da bir beklenti ortaya çıkardı.

Aslında Türk-Amerikan ilişkilerinde içi hiçbir zaman tam olarak doldurulamamış “stratejik ortaklık”, “model ortaklık” ya da “müttefiklik” gibi kavramların bundan sonraki dönemde tercih edilmesinden kaçınılarak, ilişkileri baskıya maruz bırakan küresel, bölgesel ve iç değişkenlerin gerçekçi bir şekilde yeniden analizine ihtiyaç var. Bu bir bütün olarak Türk dış politikasının uzun vadeli stratejik planlarının ve vizyonunun da yeniden hesaplanmasını zorunlu kılmaktadır.

En basit Trafik Kazası sonrasında bile hassasca yapılan ‘Hasar Tespiti’ne dair iki tarafın da üzerinde düşünmesi gereken en önemli husus karşılıklı güven bunalımıdır. Devletler arasında güvensizlik, uluslararası ilişkilerin tarihi en eski kurallarından biridir. Devletler genellikle birbirlerine güvenmezler. Çünkü bir devlet diğer devletin niyetinin iyi olup olmadığından hiçbir zaman emin değildir.

Türk-Amerikan ilişkilerinde güven problemine neden olan birçok konu saymak mümkündür. Bunlardan en önemlisi ve belki aşılması pek mümkün görünmeyen konuların başında, ABD’nin 15 Temmuz Hain Darbe Girişimi’nde rolünün ne olduğu gelmektedir. Türk kamuoyunun bu konuya dair bakışının pek olumlu olduğunu söylemek mümkün değil.

Bir diğer kriz konusu da Pensilvanya… 15 Temmuz terör saldırısının doğrudan emrini veren FETÖ lideri Gülen’in, ABD’de rahat bir şekilde hayatını devam ettirmesi, örgüt üyelerinin ise ABD’yi kendilerine güvenli ülke olarak görmeleri, bu soruların meşru olduğuna delalettir. Güven problemi bununla da sınırlı değil. Obama ve Trump yönetimlerinin DEAŞ ile mücadele gerekçesiyle PKK’nın Suriye kolu olan PYD-YPG’ye yönelik desteği güven problemini daha da derinleştiriyor.

Açıkça görülüyor ki Ankara, ABD’nin Suriye’de PYD-YPG’ye daha fazla alan açmak suretiyle Türkiye’nin ulusal güvenliğinin altını oyduğunu düşünüyor. Öte yandan, ABD’nin Türk üst yöneticilerini alıkoyarak yargılaması, Türk bankalarına ceza kesmesi, Türkiye aleyhine uluslararası finans kuruluşlarında politika yürütüleceğine dair yaptırım sürecini başlatması güven bunalımını daha da üst bir noktaya taşımakta.

Hasar tespitine dair ikinci konu ise güven bunalımının bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Türkiye ile ABD arasında küresel meselelerin ele alınmasında ciddi farklılıklar söz konusu. Ankara, bir taraftan ABD merkezli uluslararası düzenin mevcut yapısının değişmesi gerektiği yönünde politikalar izlerken, diğer taraftan da Trump yönetiminin mevcut küresel politikalarının, uluslararası düzeni daha fazla krize soktuğunu düşünüyor. Türkiye, Türk-Amerikan ilişkilerindeki dengesizliği aşmak için daha özerk küresel ve bölgesel politikalar geliştirme arayışında. Türkiye, ABD’nin uluslararası sistemdeki en önemli rakipleri olan Rusya ve Çin ile siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda “alternatif ilişki” modeli geliştirmeye çalışırken, yükselen güçlerle ilişkilerini, Amerikan merkezli uluslararası sistemi dengelemek için bir fırsat olarak kullanmakta.

İkili ilişkilerde yakın vadede aşılması daha zor olan konulardan bir diğer ise Türkiye’nin Rusya ile S-400 hava savunma sistemlerinin alımı üzerinde yaptıkları anlaşmadır. Bu Türk-Amerikan ilişkilerinin yanı sıra Türkiye-NATO ilişkilerini de test edecek konuların başında geliyor. ABD yönetimi, S-400’lerin alımı halinde Türkiye’ye yönelik bir dizi başka yaptırımların devreye sokulması konusunda daha ısrarcı davranabilir ve bu durum karşılıklı askeri konularda devam eden kısmi uyumun bozulmasını beraberinde getirebilir.

Türkiye’nin S-400 alımından vazgeçmesi pek mümkün görünmemektedir ve Ankara da S-400’lerin kullanımına ilişkin Amerikan yönetimini tatmin eden bir model henüz tam olarak geliştirilebilmiş değildir. Bu alımın ilk sonuçlarından biri Türkiye’nin F-35 savaş uçaklarına erişiminin engellenmesi ya da geciktirilmesi olabilir. Amerikan yönetiminin, Türkiye’nin F-35 programından çıkarılmasını da devreye sokabilecek bir tercihte de bulunması söz konusu olabilir. Bu tercihin maliyetinin her iki taraf için de yüksek olacağı beklense de böylesi bir karar Türk-Amerikan askeri ilişkisini derinden sarsacak bir dizi sonucun ortaya çıkmasını beraberinden getirebilir.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler