24 HAZİRAN: TARİH DEĞİL TARİHİ Analiz
Habip BOZKURT ULUSLARARASI HUKUK VE KAMU HUKUKU UZMANI

JEOSAM Başkanı Habip Bozkurt

24 HAZİRAN: TARİH DEĞİL TARİHİ

24 Haziran tarihinden itibaren bizleri yepyeni bir Türkiye bekliyor. Aslında sadece bizleri de değil… Gözü-kulağı üzerimizde olan kimileri ile binlerce yıllık kimileri ile asgari 400 yıllık geçmişimizin olduğu komşularımız, soydaşlarımız ve dindaşlarımız da bizden gelecek güzel haberleri heyecanla beklemekte…

Yüzyıllardır siyasi çekişmeler ve türlü buhranların içinde zaman kaybetmiş, keşmekeş yönetimlerin kurbanı olmuş Ortadoğu coğrafyası ve bu coğrafyanın en önemli ve stratejik ülkesi hiç şüphesiz ki Türkiye’dir. Tarihi birikimi, siyasi tecrübeleri, jeopolitik ve jeostratejik konumu ile devlet kültürü Türkiye’nin bu coğrafyada diğer ülkelerden ziyadesi ile ön plana çıkmasını ve hamilik görevini üstlenmesi için yeterli sebepler zincirinin oluşmasına zemin hazırlamıştır.

Yukarıda sıraladığımız özellikleri göz önüne alırsak 24 Haziran seçimleri, siyasi düzenin demokratikleşme serüveninin kök salmaya başladığı bu coğrafyada ve beraberinde getirdiği yönetim karmaşası hususunda adeta bir final maçıdır ve yeni bir yönetim anlayışının başlangıç noktasıdır.

Peki bu başlangıç noktasına nerelerden gelindi? Bu başlangıç ile varılmak istenen sonuç ne olabilir? Bu soruları cevaplayabilmemiz için öncelikle sorunun temel kaynağını ve zaman içerisindeki gelişiminin irdelenmesi gerekir.

Siyaset enstrümanları (siyasi partiler), içinden çıktığı toplumun ayrışmaları, amaçları, beklentileri ve tüm bunlara cevap verme-ver(e)meme üzerinde şekillenir. Laik-dindar, zengin-fakir, kentli-köylü, geleneksel-modern, etnik köken ve mezhep farklılıkları gibi hususlar siyaset enstrümanlarının zaman içerisinde cevap vermek ve mensuplarını ortak paydada buluşturabilmek için gerekli politikalara kafa yormasını beklemektedir. Siyasi partiler kafa yoradursun tüm bu ayrışmalar ve sorunlar sarmalı içerisinde bir yönetim karmaşası ve otorite sorunu da beraberinde geliyor. Siyaset-bürokrasi çekişmesi bu karmaşa içerisinde günümüze dek süregelmiş ve ülkenin çoğu zaman ciddi problemler ile karşı karşıya kalmasına sebep olmuştur.

İşte bu noktada devlet yürütmesini sil baştan düzenleyen yeni sistem gündeme geldi. Sistemi anlayabilmek için esin kaynağı ABD’de uygulanmakta olan yönetim anlayışını irdelemek için tarihte kısa bir yolculuk yapalım.

Başkanlık sistemi, 1787 Amerikan Anayasası’nın öngördüğü bir yönetim modelidir. İngiltere’nin dini ve mali baskısından kaçanların oluşturduğu 13 koloni bir araya gelerek kendileri için en iyi yönetim modelini aramışlar ve başkanlık sistemini ortaya koymuşlardır. İngiliz yönetim sistemi olan parlamenter sistemin yerine alternatif olarak gelişen başkanlık sistemi, geleneklerden bağımsız, pratik aklın bulduğu bir modeldir. Bu sebeple her ülke kendine has özelliklerini bertaraf etmeden, bölgesel niteliklerini taşıyan bir başkanlık sistemi kurabilir.

Yönetim karmaşası ve otorite sorunu her ne kadar anayasada yapılan gerekli düzenlemeler ve ilgili kanunlar ile aşılmak istense de çoğu zaman siyasi iradenin kararları muhkem yapılar tarafından sorgulanmış ve siyasi iradenin dayandığı millet aklı adeta cezalandırılmıştır.

Hal böyle olunca ülkemizde uzun zamandır süregelen sistem tartışması yakın zamanda yeniden gündeme gelmiş, milletten aldığı salahiyet ile Ak Parti hükümeti ciddi adımları sırası ile atmıştır.

6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda değişiklik yapılmasına dair kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 21.01.2017 tarihinde halkoylamasına sunulmak üzere kabul edilmiş, 11.02.2017 tarihli ve 29976 sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanmış ve 16.04.2017 tarihinde halk oylamasına sunulduktan sonra kabul edilmiş ve 27.04.2017 tarihli ve 30050 sayılı Resmi Gazete ’de yayımlanan Yüksek Seçim Kurulu’nun 663 sayılı yazısı ile iş bu durum kesin olarak aşağıdaki şekilde tespit ve ilan edilmiştir:

“Yurt İçi ve Yurt Dışı Seçmen Kütüğü dâhil Ülke Geneli; 58.291.898 kayıtlı seçmenden 49.798.855’inin oy kullandığı, buna göre halk oylamasına katılma oranının % 85.43 olduğu, kullanılan oylardan 48.936.604 oyun geçerli, 862.251 oyun geçersiz sayıldığı, geçerli oylardan 25.157.463 oyun “EVET” oyu, 23.779.141 oyun “HAYIR” oyu olduğu, “EVET” oylarının geçerli oylara oranının % 51.41, “HAYIR” oylarının geçerli oylara oranının % 48.59 olduğu birleştirme tutanağı ile (Anayasa Değişikliği Halkoylaması Sonuç Tutanağı) tespit edilmiştir.”

Bir reform hareketi olan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Ak Parti hareketi, devlet nezdindeki yönetim karmaşasını aşmak, siyaset-bürokrasi kısır döngüsünü sona erdirmek adına cesur adımları atarak, 2002 yılında başladığı yenilik hareketlerinin zirve noktasına ulaştı. Bu vesile ile millet iradesinin hâkim kılınmasının önü açılmış oldu.

“Ülkenin karşı karşıya kaldığı gerek iç gerekse dış problemler ile mücadele edebilmenin en önemli şartı milli politikalar geliştirmek ve milli bir duruşa sahip olabilmektir” diyen Ak Parti lideri Recep Tayyip Erdoğan siyasi hayatında kendi adına, ancak en önemlisi mazlum coğrafyamız adına önemli bir değişim ve yenilik hareketinin fitilini ateşledi.

Kendinden ve gelecekten emin adımlar atan iktidar hareketinin karşısında ise son 20 yılın en tutarsız muhalefet hareketi bulunmakta. Zira iktidara karşı geliştirdikleri söylem ve eylemleri incelendiğinde, temel stratejilerinin alternatif politikalar yerine sadece Ak Parti hareketini durdurmaya yönelik hamleler olduğu görünmektedir.

Bu çerçevede muhalefetin son dönemde en sık başvurduğu hamlelerin başında (OHAL ortamı sebep gösterilerek) seçim güvenliği gelmekte. Hemen her seçimde sonuçları manipüle ederek tartışılır hale getirmek neredeyse muhalefet ananesi olarak siyaset literatürümüze girdi. Hâlbuki seçim güvenliği ile ilgili şüphesi olanlar veya bu konuda şüphe uyandıranlar seçim günü şüphelerinin gereğini yapmayanlardır. Oyunun akıbetinden şüphe eden herkes oyunun akıbetini takip etmelidir. Bu onun hakkı olduğu kadar da vatandaşlık görevidir. Bununla beraber devlet seçim güvenliğini sağlayacağını pozitif hukuk kaynaklarında taahhüt etmiştir. Aksi bir düşünce devletin her işlemine şüphe ile yaklaşılması sonucunu doğurur ki bu da toplumu kaosa sürüklemekten başka bir işe yaramaz.

Geçmişi gereği mihver bir ülke olan Türkiye, 24 Haziran seçimleri ile milleti ve dünya mazlumları için büyük bir mihenk taşını yerine koymaya hazırlanmaktadır. Yönetim ve yetki karmaşası içinde 150 yıllık siyasi mücadelenin oylanacağı gündür 24 Haziran. Bir tarafta millet iradesini siyasi otoritenin merkezi kabul edip, milli politikalar ve atılımlar ile gelecek perspektifi çizen Ak Parti hareketi ve onu destekleyen diğer akımlar, diğer tarafta değişim ve reform hareketlerini engellemek, millet iradesine ket vurmak ve eski Türkiye’yi yeniden yürürlüğe sokmak için mücadele veren kısır muhalefet hareketi.

24 Haziran bu nedenle Türkiye için sade bir tarih değil, dünya için tarihi bir gündür.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler