2021’de Bizi Neler Bekliyor? Analiz
Denise LUCY KALİFORNİYA DOMİNİK ÜNİVERSİTESİ

Türkiye-AB İlişkileri

2021’de Bizi Neler Bekliyor?

Avrupa Birliği 1997 yılının Aralık ayında gerçekleşen Liderler Zirvesi’nde birlik merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerini genişleme perspektifine dahil etmiş, Türkiye’yi ise bu sürecin dışında bırakmıştı. Aynı AB, aradan sadece iki yıl geçmesine rağmen 1999 Aralık ayındaki Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’yi aday ülke olarak ilan etti. Bu iki yılda Türkiye’ye aniden gösterilen bu teveccühün altında yatan nedenler vardı kuşkusuz.

Bunların başında Birliğin motor gücü Almanya ve Fransa’daki iktidar değişiklikleri geliyor. Yunanistan’la yaşanan deprem diplomasisi de Atina’nın ülkemize karşı olumsuz tavırlarını terk etmesini sağladı. Türkiye’nin bir NATO üyesi olarak Kafkasya ve Balkanlarda gösterdiği performans da bu kararda etkili oldu.

“Enerjimizi birbirimize karşı değil, yeniden birbirimizle görüşmelerimize harcamalıyız. Açıkça söylemem gerekirse ya karşılıklı çıkara dayalı bir gündeme doğru ilerleriz ya da karşılıklı yanlış anlamaların sonuçlarına katlanırız” sözleriyle de Borrell, tarafların bundan böyle ilişkilerde pozitif gündem oluşturmasının önemine vurgu yaptı.

Bu çerçevede Türkiye ile Yunanistan’ın diyaloğu yenilemesi, ayrıca Kıbrıs müzakerelerinin “sonsuza kadar devam etmeyecek şekilde” başlamasının gerekliliği üzerinde durdu. Borrell’in bu sözlerinin sadece Türkiye’ye yönelik değil, aynı zamanda Yunanistan’a hitaben de söylediği anlaşılıyor. Ayrıca bu zirvede beklediği kararın çıkmamış olması da Yunanistan’a birlik tarafından verilen önemli bir cevap.

Türkiye’nin NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olmasına karşın AB’nin bir askeri gücünün olmaması konusunun AB’nin bölgesel güç oluşturması önünde bir engel teşkil ettiği özeleştirisini de daha önceki açıklamalarında gördüğümüz Borrell, AB’nin dış politikasını güçlendirebilmek için birtakım maliyetlere katlanması gerektiğinin üzerinde duruyor. Eğer bu maliyetlerden biri Türkiye ile iyi ilişkiler kurmaksa, AB bu maliyete katlanmaya istekli gibi duruyor. AB’de özellikle dış politika konularında bir uzlaşı olmaması ve kararların oybirliği ile alınması birliğin Türkiye’yle ilişkileriyle ilgili de karar almasını engelliyor.

Türkiye’nin iyi ilişkiler kurduğu ülkeler, Ankara’ya yönelik alınacak olumsuz kararları engelliyor. Son zirvede Almanya başta olmak üzere İspanya ve İtalya Türkiye’yi desteklediler. 2021 yılında Almanya’da seçimlerin yapılacak olması, ABD’de yeni başkan Biden’ın Ocak ayında göreve gelecek olması Türkiye-AB ilişkilerinde önümüzdeki yılın önemli gelişmelere gebe olduğunun göstergesi. Borrell de bu yazıyla hem Türkiye’nin önemini en yüksek düzeyden dile getirmiş hem de bir anlamda AB’nin geçmişte yapılan hatalara yönelik özeleştiriyi gündeme taşımış oldu.

Yakın dönemde AB-Türkiye Dostluk Grubu Başkanı Ryszard Czarnecki’nin, “AB ile Türkiye arasında şu anda gündemde olan sorunların tamamı üstesinden gelinebilir konular. Biz parlamentoda Türkiye’nin haklı pozisyonunu desteklemeyi sürdüreceğiz” açıklamaları Borrell’in yaklaşımını destekler mahiyette. Yine İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Doğu Akdeniz’le ilgili olarak Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkilerde “yapıcı diyalog” çağrısı yaparak Türkiye’nin bir NATO üyesi olduğunun, farklı perspektiflerde, çok yönlü ilişkilerin olduğunun bilincinde olduklarını ve başta Suriye ve Libya meselelerinin çözümü veya göç konusunda Türkiye’nin konumunun farkında olduklarının altını çizdi. Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Hristiyan Demokrat Birlik Partisinden (CDU) ayrılan eski milletvekili Jürgen Todenhöfer iki tarafın da birbirine yaklaşması gerektiğini belirterek “Ancak güçlü olanın, ki Avrupa şu an güçlü pozisyonda, ilk adımı atması lazım. Ayrıca 40 yıl veya daha fazla AB’ye girmesi konusunda söz verdiğimiz Türkiye’yi sürekli beklettik, kandırdık. Bunların hepsi büyük bir rol oynuyor” diyerek AB’ye yönelik bir özeleştiri yaptı. Bu açıklamaların da Borrell’in sözlerini destekler nitelikte olması önem arz ediyor.

Yaptırım kararının görüşülmesinin Mart ayındaki zirveye ertelenmesi AB tarafının diyaloğa alan açma yaklaşımı olarak değerlendirilebilir. Arkasından Yüksek Temsilci düzeyinde gelen bu açıklamalar da Türkiye’nin öneminin farkına varılması çağrısı olarak nitelendirilebilir. AB liderleri bu özeleştirilere kulak tıkamaz ve Yüksek Temsilci’nin tavsiyelerini dikkate alırsa 2021’de Türkiye-AB ilişkilerinin ilerlemesinden umutlu olunabilir. Aksi durumda, stratejik vizyonu ve çıkarları dikkate alındığında asıl kaybeden AB olacak.

Bu Yazara Ait Diğer Makaleler